Çok düşük kaygı motivasyon eksikliğine, aşırı kaygı ise dikkat dağınıklığı ve performans düşüşüne neden olabiliyor.
Uzmanlara göre çocukların sınav ve günlük yaşamda başarılı olabilmesi için kaygının ideal düzeyde tutulması gerekiyor.
Kaygı, insanın yaşamını sürdürmesi için gerekli ve doğal bir duygu.
Sınav gibi stresli durumlarda belirli düzeyde kaygı, çocuğun süreci ciddiye almasını, sorumluluklarını yerine getirmesini ve motivasyonunu artırmasını sağlayabiliyor.

Ancak kaygının aşırı yükselmesi, konsantrasyon sorunlarına ve performansın düşmesine yol açabiliyor.
Çocuğun kaygısının tamamen ortadan kaldırılmaya çalışılması da doğru bir yaklaşım olarak görülmüyor. Ailelerin çocuklarını her türlü sorun ve stresten uzak tutmak yerine, yaşlarına uygun problemleri çözmelerine fırsat vermeleri önem taşıyor.
Çocukluk döneminde kazanılan problem çözme becerileri, ilerleyen yaşlarda daha fazla sorumluluk almalarına ve özgüven geliştirmelerine yardımcı oluyor.
Aşırı kaygı yalnızca sınav başarısını değil, çocuğun sosyal ilişkilerini ve günlük yaşamını da etkileyebiliyor.
Özellikle sonuca odaklanmak, hata yapma korkusu yaşamak ve olası başarısızlıkları felaketleştirmek, farklı alanlardaki performansı da olumsuz etkileyebiliyor.
Uzmanlar, bu noktada ebeveynlerin kendi kaygı düzeylerini de gözden geçirmeleri gerektiğine dikkat çekiyor. Anne babanın sorunlara yaklaşımı ve belirsizlik karşısındaki tutumu çocuğun kaygısını etkileyebiliyor.
Çocuğun kaygısı günlük yaşamını belirgin şekilde etkilemeye başladığında ise profesyonel destek alınması öneriliyor.
Çocukların sağlıklı bir özgüven ve performans geliştirebilmesi için amaç, kaygıyı tamamen ortadan kaldırmak değil, yönetilebilir ve motive edici bir düzeyde tutmak.
(Muhabir: Furkan Öztürkmen) |